The Green Inferno

The Green Inferno

TÜR: KORKU-GERİLİM

 

1970’lerde birden bire moda haline gelen belgesel tarzında çekilmiş yamyam kabileleri konulu filmler birer şehir efsanesine dönüşmüştü. Reklam amacıyla, bazılarının kaybolmuş ve yıllar sonra bulunmuş canlı video kasetlerinden montajlandığı söyleniyor, bazıları için ise medeni ülkelere yaşam alanlarını işgal etmemeleri konusunda ders olsun diye kabilenin sadece kameramanı sağ bıraktığı, geri kalan tüm film ekibini katlettiği hikayeleri dolaşıyordu. Bol kanlı yamyamlık görüntüleri içeren bu filmlerin çoğunun zaten sinemalarda gösterimi yasaklanıyordu.

Korku filmi deyince yakın sinema tarihinde önemli isimlerden biri haline gelen genç yönetmen Eli Roth, işte bu eski film dalgasına bir selam göndermek amacıyla The Green Inferno‘yu çekmiş. Senaryoyu da, son filmlerinin bazılarında çalıştığı Güney Amerikalı sinemacılardan Guillermo Amoedo ile birlikte yazmış.

Oyuncular, Eli Roth’un 3 sene içerisinde çektiği Yanlış Kapı (Knock Knock) dahil 3 filminde oynayan gözdesi Lorenza Izzo, Latin Amerika sinemasında ünlü Ariel LevyContinuum tv dizisinden tanıdığımız Magda Apanowicz ve yine Roth’un ahbapları ekibinden Nicholas Martinez.

Babası Birleşmiş Milletler ile çalışan prestijli bir avukat olan üniversite öğrencisi Justine, ilk senesinde cezbedici şekilde kendine güvenen çevreci aktivist Alejandro‘nun grubuna ilgi duymaya başlar. Alejandro’nun kız arkarkadaşı Kara ise bu ilgiyi farkeder ama başlangıçta sesini çıkarmaz. Grup Amazon ormanlarında çevre katliamına yol açan, eski zamanlardan beri yaşayış tarzını değiştirmeyen ilkel kabilelerin varlığına tehdit oluşturan şirket faaliyetlerini engellemek için bölgeye bir çıkarma yapmayı planlamaktadır. Alejandro’nun uyuşturucu kaçakçısı bir tanıdığı sayesinde, planlandığı gibi olmasa da bölgeye varırlar ama derhal kabilelerden birinin tutsağı haline gelirler. İşin kötüsü bu kabile bir yamyam kabilesidir ve tutsaklar uzun süre hayatta kalamayacaklardır.

Özellikle 1980 yılı yapımı Cannibal Holocaust filminden esinlenildiği görülen filmdeki sahneler, eğer türün meraklısı değilseniz hayli rahatsız edici. Akira Kurosawa  ustanın meşhur Ran filmindeki gibi kan rengi olarak parlak kırmızı kullanılmış olmasa, neredeyse gerçek sahnelerle çekilmiş bir belgesel olduğuna kanaat getirebilirsiniz. Dış dünyadan yalıtılmış biçimde yaşayan yerli kabileleri, sadece vahşiler olarak göstermesinden ötürü filme karşı bazı gruplar tarafından eleştiriler geldi. Ama filmin son sahnesini izleyenler aslında verilen mesajın bunun tersi olduğunu fark edecekler.

Önerim; yemek yerken izlemeyin.

Gökhan DEMİRCİ

 

5.5
35%

Bu filmin foto galerisi için tıklayınız.