Nereden Nereye

Nereden Nereye

Tekrar merhaba,

Önce büyük bir patlama oldu...

Sinema sanatının ne kadar etkili olduğunu anlatabilmek için çok uğraşmaya gerek yok. Toplu gösterim tarihinin ilk örneği kabul edilen Lumiere kardeşlerin tren garındaki çekimi ile (1895), izleyenlerin dumandan boğulacaklarını sandıkları için salonu terkettikleri andan itibaren sinema, insanlar üzerinde ne derece etkili olacağının sinyalini vermiştir.

Yerel örneğimiz ise çok daha yakın tarihli. Hepiniz bir şekilde duymuşsunuzdur, şehir efsanesi gibi bir hikayedir. Rahmetli muhterem sinema oyuncumuz Erol Taş, oynadığı filmlerde sayısız kez canlandırdığı kötü adam karakterlerinin neticesinde sokakta yürürken taşlı saldırıya uğrar. Buna karşı halktan duyarlı olan bazı kimselerin olayı engellemek için araya girmesine tepki gösteren rahmetli “Onlar bana taş değil, ekmek atıyorlar” der. Eşi vefat ettikten sonra çocuklarına önlüklerle yemek hazırlayıp servis ederken fotoğrafları çekilen, ev kedisinin bile kilometrelerce mesafe katettikten sonra hastanede yatarken kendisini bulup yanına geldiği hikayesi dilden dile dolaşan kanatsız melek Erol Taş’ın, sinemanın bu büyük etki gücünün kurbanı olmasına rağmen sinema gerçeğiyle yüzleşmiş olmasının ve büyük şefkatinin getirdiği olgunlukla bu olaylara göğüs germesi herkes için güzel dersler içerir. Sanat insan ruhunun besinidir.

Sinema, tarihi boyunca asla yetersiz olmamıştır. Bununla beraber, sinema izleyicileri olan biz insanların zevklerinin evrilip durması sonucu nankörce sonuçlara ve radikal değişikliklere maruz kalmıştır. Bugün, sinema tarihi konusunda derin araştırma yapma fırsatı bulamamış ortalama film izleyicilerinin çoğu için önceki dönemlere ait sinema eserlerini izlemek, ızdıraplı deneyimlere dönüşmektedir. Bizim anne ve babalarımızın müthiş hayranlıklarının yüzlerinden okunduğu Audrey Hepburn ve Filiz Akın’ın kuğu zerafetindeki hareketleri, biz sitcom kuşağı tarafından abartılı teatral nitelikler olarak algılandı. Humphrey Bogart’ın ya da Ekrem Bora’nın sarsılmaz karizmaları, bizim için gereksiz ruh halleri ve yüz ifadelerinden öteye çok gitmedi. Bizden sonraki kuşak da aynı değişikliklerin izinde, hayatımıza ister istemez yerleşmiş bir çok hızlı tüketilen davranış trendinin sonucu olan mimik ve pozları doğal sayıyor. Moda olan kişisel görüntülerin peşinden gidiyor ve sosyal alanın içerisinde kalmak için bencil zevkleri bir kenara bırakıyor. Tarih, kuşaklar arası ilişkilerde tekerrür etme özelliğini korumakta ısrarcı.

Sinema zevkinde hiç bir trend bir diğer akımı küçümsemeye yol açmamalı. Kimi insan görsel zenginlik peşinde, kimi insan gerçeklik, kimi ise algı kapılarını açıp daha büyük bir dünyaya adım atmak için anahtar. Her insan kendi yaşantısının ihtiyaçları doğrultusunda filmler izlemeyi uygun görür. Bazen rutinlerini tüm evrenin paylaştığına dair kanıtlar görüp rahatlamak ister, bazen de hapsolduğu küçük dünyasının tellerini içeriden esnetip kafasını dışarı çıkarabilmeyi. 1902 yapımı “La Voyage Dans La Lune” filminin yapımcılarının o yoklukta dünyanın ilk animasyonlu bilim kurgu filmini çekmiş olmaları o kadar büyük bir adımdır ki, günümüz can alıcı görsel efektleri ile bir karşılaştırma yaparak değerlendirme yapmaya çalışmak sadece acımasızlık olacaktır. Sinema oyunculuğunun daha stabil bir tanımının bile yapılmamış olduğu yıllarda sessiz sinema oyuncularının duruşları ve el hareketlerini alaya alacak sözler sarfetmek, o zamanları yaşamamış bizler için haddimiz dışındadır. Hala “Casablanca” filminin orijinal siyah-beyaz veya bilgisayar ile renklendirilmiş Blu-Ray’lerinin satışta olduğunu, ama 90’lı yıllarda günümüz oyuncularının bir çoğunun keşfedilmiş olmasına yol açan filmlerin yüzüne bir daha hiç bakılmadığını anımsamak yeterlidir.

Ben bu blog yazılarımda mümkün olduğunca her zevke hitap edebilmek için geniş yelpazede film önerileri, tartışmaları ve incelemeleri paylaşacağım. Yeni başlayanlardan, sinefillere kadar herkese ulaşabilmeyi arzuluyorum.

Belki katı bir görüş gibi gelecek ama yine de çok önemli bir kriter olduğuna inandığım, internetin en meşhur film listesi olan IMDB Top 250 listesini sizlerle paylaşıyorum. Bu listede yer alan filmlerden en az 70-80 adedini izlememiş birinin filmler ile çok ciddi ilgilenmemiş olduğunu varsayarak, eksiklerinizi bir an önce tamamlamanızı nacizane tavsiye edebilirim.

http://www.imdb.com/chart/top?ref_=nv_ch_250_4

Yarından itibaren ilk önerilerimi içeren yazılarıma başlıyorum. Beklentiler büyük olmasın, herkesin puan yağmuruna tutacağı kült olmuş ya da olmaya aday filmler ile nefsinize ders vermeye çalışmak gibi bir niyetim yok. Eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayacak atıştırmalıklar da yer alacak. Her filmin anlatmaya çalıştığı bir şeyler muhakkak vardır. Sanal dünyada yaygın bir deyişle:

Emeğe saygı…

Gökhan DEMİRCİ