The Lobster

The Lobster

TÜR: DRAM

Bugün Oscar rotasından sapıp, her açıdan değişik bir filme göz atacağız. The Lobster, son zamanların en akıllıca işlenen, orijinal senaryolu ve eğlenceli yapımlarından biri olarak göze çarpıyor. Ne geleneksel komedi, ne geleneksel bilim-kurgu, ne de geleneksel yapıda romantik bir film. Türünü sorduklarında cevap vermekte zorlanabilirsiniz. İrlanda, İngiltere, Yunanistan, Fransa ve Hollanda’dan yapımcı firmaların ortaklığı ile bir bakıma Avrupa ortak yapımı olarak gerçekleşen film, Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos‘un ilk İngilizce filmi.

Son tanıttığım filmler gibi bu filmin de oyuncu kadrosu hayli kalabalık. Bir Avrupa filmine göre de fazla denebilecek sayıda Hollywood oyuncusu var ki bu bile ilgi çekmesine yetiyor. İyi adamı da, kötü adamı da başarıyla canlandıran nadir oyuncular listesine adını yazdırmış Colin Farrell, sade güzelliği ile sinemaseverlerin The MummyEnemy at the Gates ve Agora‘da seyretmeye doyamadığı Rachel Weisz, son James Bond kızı olarak yükselişe geçen Lea SeydouxBrian De Palma sayesinde başlayan ve sessiz sedasız sürdürdüğü kariyeri hiç de yabana atılmayacak John C. Reilly ve son yılların çalışkan oyuncusu ve yine Bond’un yeni Q’su Ben Whishaw, filmde önemli rolleri paylaşıyorlar.

Distopik bir yakın gelecekte, “Şehir” kurallarına göre bekar insanların, “Otel”‘e getirilerek 45 gün içerisinde bir partner bulmaları istenir. Bu süre bitiminde başarısız olanlar, kendi seçimleri olan bir hayvana dönüştürülüp ormana salıverilir. Ormanın içinde “Yalnızlar” vardır. Onlardan birini yakalayanlara ek gün verilmektedir. Karısı tarafından terk edilen David, eş bulamadığı için köpeğe dönüştürülen ağabeyiyle beraber otele gelir. Bir süre sonra David durumunu sorgulayacak ve yüreğini dinlemeye başlayacaktır.

The Lobster, 2015 Cannes Film Festivalinde Jüri özel ödülünü kazandı, Toronto Uluslararası Film Festivalinde de özel gösterimiyle davetlilerle buluştu. “Şehir”i temsil eden Dublin dahil olmak üzere İrlanda’daki mekanlarda çekilen filme verilen notlar yine çok yüksek. Lanthimos’u yakından takip edip sinema tekniğine aşina olan film eleştirmenleri tarafından yere göğe konulamıyor.

Bize de koltuğa kurulup bu enteresan seyirliğe kendimizi bırakmak kalıyor. Bana mısır patlağı ya da frigo ile dikkati dağıtmadan, odaklanarak izlenmesi daha keyifli olacak bir film gibi geliyor.

İyi seyirler.

Gökhan DEMİRCİ

 

7.3
92%