İnsan gözü ve ekran beraberliği: Görüntü

İnsan gözü ve ekran beraberliği: Görüntü

İyi haftalar sevgili sinemaseverler.

Geçtiğimiz haftaki yazımın sonunda belirttiğim gibi size bu hafta itibarı ile görüntü teknolojilerini, yetirdiği yenilikleri ve faydaları, basit bir dille anlatmaya başlayacağım. Bu hafta, görüntü teknolojilerinin altında yatan sırrı anlayacağız.

İnsan ancak gözüyle gördüğüne inanmak gibi bir yaklaşımı kullanmış, ama en büyük aldatmacaya da bu anlayışı sayesinde şahit olmuştur. En kolay kandırılabilen duyu organımız gözlerdir.Tarihte ilk ilüzyonistlerin kullandığı türden bir alet olan Taumatrop sayesinde, o zamanın insanları bu şahit oldukları mucizeyi oluşturan şeyin insan göz yapısının bir zaafı olduğunu bilmedikleri için ilüzyonistin doğaüstü güçleri olduğuna inanıyorlardı.

Taumatrop, hızlı hareketin gözümüz ile beynimiz arasındaki bağlantıyı yanıltabildiği ortaya çıktığında düşünülüp icat edilen ilk görüntü aletlerinden biri idi. Kabaca anlatmak gerekirse, bir yüzünde kuş kafesi, diğerinde de kuş resmi olan bir dairenin iki tarafına açılan delikten geçirilen ip ile gerip bırakma hareketi sayesinde hızla döndürülmesi ile, kafeste bir kuş görüntüsü elde ediliyordu. Bu algı yanıltması günümüz görüntü teknolojilerinin hala temelini oluşturmaktadır.

Peşinden Praksinoskop adı verilen ve yine günümüzde artık sadece oyuncak olarak uygulanan cihaz gelmiştir. Lumiere kardeşlerin sinema ortamına bir adım daha yaklaşılmasını sağlayan bir önemli buluş da buydu. Bir noktadan bakıldığında, birbirinden ufak farklarla resmedilmiş ve bir dairenin duvarına uygun sırayla dizilen koşan at resimleri, dairenin döndürülmesiyle atın koştuğu bir hareketli görüntü algısı yaratıyordu.

Sonrasında sinematograf ve günümüz sinema cihazlarının takip ettiği prensipleri oluşturan cihazlar geldi. Siyah beyaz görüntünün elde edilebildiği aletleri, ses ve görüntüyü aynı anda kaydedip oynatabilen ve daha da sonra renkli görüntü ve çok kanallı ses algılayabilen makineler izledi. Bir sonraki adımda dijital devrim yaşandı ve bilgisayar dünyasındaki mantık hayatımızın bir çok alanına girdiği gibi sinema dünyasına da hakim oldu. Artık sesler ve görüntüler 0 ve 1 den oluşan sayısal verilere dönüşerek kaydediliyor, oynatılıyor ve malesef ki gerektiğinde çok kolay olmak üzere manipüle edilebiliyor. Böylece hem görüntü ve sesin üzerinde yer aldığı fiziksel ortamlar (hard diskler, cd, dvd gibi optik diskler) küçüldü ve daha fazla bilgi yüklenebilir hale geldiler.

Televizyonun icadı ile hareketli görüntü evimize geldi. Kişisel bilgisayarların icadı ile de bilişim teknolojileri kapımızdan içeri giriverdi. Aslına bakarsanız hepsi büyük çapta mucizeler. Bu teknolojiler, insanlık tarihinin uzun süreli evrimleşmelerinin sonrasında endüstri devrimi ile çok kısa sürede çok büyük adımlar atarak günümüze ulaştı ve baş döndürücü bir hızla ilerlemeye devam ediyor. Cep telefonlarımız şu anda vardığımız noktayı anlatmak için kullandığımız en göz önündeki örnek.

Ekrana bakınca ne görürüz? İşte, az evvel bahsettiğimiz yanılsamaların yeni jenerasyon fikirlerle daha karmaşık hale getirilmiş hallerini görürüz. Algıladığınız şeyler, size oradaymış hissini veren yüksek çözünürlükteki görüntüler veya yanınızda orkestra çalıyormuş gibi hissettiğiniz müzik sistemlerinin üzerindeki yoğun araştırma geliştirmelerin ürünüdür. Peş peşe getirilip hızlı biçimde gösterilen sabit görüntülerin hareket ettiğini sanmamız, üç ana renge sahip süper minik lambaların farklı ışık kuvvet seviyeleri ile beraber açılıp kapanması ile bizim farklı renkler gördüğümüzü düşünmemiz kaba tabiriyle gözümüzün aldanmasıdır.

Keza üç boyutlu görüntü teknolojisi de aynı şekilde göz beyin koordinasyonumuzun bir açık noktasını hedef almıştır. Beynimiz, sağ gözümüz ile sol gözümüz aralarındaki bir kaç santimlik mesafenin oluşturduğu açı farkı yüzünden dünyayı üç boyutlu algılamayı başarır. Aslında iki ayrı kamera lensinden dünyaya bakıyoruzdur. 3 Boyutlu film teknolojisi de bu durumu kopyalayarak bizde aynı algıyı yaratmaya çalışır. Gözlerimizin her birine ekrana aynı anda yansıtılan iki farklı görüntünün birini algılatacak şeffaf lensler takarız. Bunlardan biri birinci, diğeri ikinci görüntüyü görmemize yol açar. Kendi gözlerimizdeki stereoskopik etkiye, bu iki ayrı görüntü ile aslında 2 boyutlu bir nesne olan ekran üzerinde sahip oluruz. Bir kandırmacadır ve esaslı bir teknoloji değildir. Fakat ışığın hava içinde fiziksel form almış şekilde gözükmesini sağlayacak holografik ortamlara kavuşana kadar bununla idare edeceğiz.

Hala ekrana mı bakıyorsunuz? Siz kaşınıyorsunuz demektir.

Önümüzdeki yazıda gözlerimizi hangi icatlarla ne yönlerden kandırıyorlar, biraz detaya ineceğiz.

Algılarınızı dört açın!

Sevgi ve saygılarımla…

Gökhan DEMİRCİ