Sürekli duyup merak ettiklerimiz – Bölüm 1

Sürekli duyup merak ettiklerimiz – Bölüm 1

İyi haftalar sevgili sinema ve teknoloji severler,

Bu hafta, yıllardır internet sitelerinde, elektronik marketlerinde, teknoloji meraklılarının derinlere dalmış sohbetlerinde, konuyla ilgili gazete ve dergilerde karşımıza en çok çıkan kelimeler ve kavramların gerçek hayatta neye karşılık geldiği üzerinde duracağız.

Artık iyi bir işe girmek için belirli seviyede bilgisayar kullanmak gerektiği ve iletişimin artık son derece teknolojik aletlerin üzerinden yapılması sonucu yaşlı tanıdıklarımızın ve ailemizin ucundan da olsa teknolojiye aşina olmak zorunda kaldığı gerçeğiyle yüzleşmiş durumdayız. 30 yıl boyunca posta zarfı yalamış büyüklerimize akıllı telefonundan 3 saniyede dünyanın başka bir yerine doğum günü kutlama videosu gönderebileceğini anlatmak için bizim de bir çok tanıma hakim olmamız icap ediyor. Uzatmadan bu ilk bölümümüzde mobil teknolojilerden başlayalım.

Cep telefonlarımız ilk zamanki hallerinden, sayısal verileri iletip işleyen ufak bilgisayarlar haline dönüştüler. Yıllar önce ilk veri alışverişini operatörlerin çeşitli kısıtlamalar ile hizmetini verebildiği e-posta ve internet bağlantısı, izleyen zaman içinde 2G dediğimiz ikinci jenerasyon mobil iletişim ağları sayesinde analog telefon konuşması ve mesaj iletiminden, dijital interaksiyona dönüştü. MMS dediğimiz multimedya içerikli mesajlar atabilmekten tutun, attığımız mesajların şifrelenip sadece alıcı tarafından görülebilir hale gelmesine bu sayede ulaştık. Sonra en uzun süre kullandığımız ve günlük işlerimizi gördüğümüz 3G hayatımıza girdi. Bu 3. jenerasyon iletişim, internet üzerinde bir tarayıcı veya uygulama ile işimizi bitirene kadar kesintisiz veri transferi sağladı. Veriler yeni teknoloji sayesinde çok daha hızlı geliyor ve canlı tv, video görüşme gibi hizmetleri kullanmamıza olanak sağlıyordu. Şimdilerde Türkiye’nin de yaygın şekilde kullanmaya hazırlandığı 4G teknolojisi, yanında getirdiği harika avantajlara rağmen, bir çok kullanıcıya telefonlarını değiştirtecek. 4G desteği olan telefonlarla, ev bilgisayarlarında kullandığımız sabit IP’lerin mobil karşılığı olan Mobil IP teknolojisini kullanabilecek, cep telefonumuzdan kesintisiz  dijital veri hizmetleri alıp verebilecek bir duruma geleceğiz. Bu teknolojiler uzak sistemler ve operatörler tarafından telefonumuza erişimi çok kolaylaştıracak ama bunu ne kadar isteriz belli değil.

Selfie kavramının günlük hayatımızda ciddi yer bulması ile telefonlarımızda en çok kullandığımız kameralar hakkında bilmemiz gerekenler çoğaldı. Megapixel çılgınlığı yerini başka bir şeye bırakmak zorunda. Zira bilgisayarlar ile sürekli haşır neşir olmak istemeyen, yine de cep telefonunu elinden düşürmeyenler için çözünürlüğü aşırı yüksek fotoğraflar çekmenin manası kalmıyor. Sadece birkaç santim boyutundaki telefon ekranlarından bu fotoğrafları görüntülemek isteyenlere çok ayrıntılı görüntünün, eğer fotoğraftaki kişinin yüzüğüne 25 kere büyütme yapıp altın ayarını öğrenmeye çalışmak gibi bir ihtiyacınız yoksa, faydası da yok. Bunun yerine ışığı iyi emen ve temiz görüntü sağlayan lenslere sahip telefonlar daha kullanışlı olur. Herkesi video çekmek için cezbedecek bir diğer önemli kamera teknolojisi de “optik görüntü sabitleme (O.I.S.)” olabilir. Yürürken veya bisiklete binerken kamera görüntüsündeki titremenin sabitleyici sayesinde yumuşak hale getirilmesi ve hatta yok edilmesi, size bu görüntüleri bilgisayar veya tvde seyrederken büyük keyif verecektir. Işık farklarının daha iyi işlenmesi sonucu daha detaylı renk algılama kapasitesi oluşturan HDR teknolojisinin kameralara getirdiği avantajlar da, daha güzel fotoğraflar ve videolar kaydetmemiz için önemli.

CD’lerdeki müzik dosyalarını sıkıştırarak bilgisayar ve taşınabilir cihazlarımızda dinlememizi sağlayan sıkıştırma teknolojilerini kullanabilen akıllı telefon uygulamaları, müzik çalar olarak kullandığımız walkman ve mp3 player cihazlarını hayatımızdan çıkardı. Kulağımızın duymadığı ses frekanslarını dijital olarak ayıklayıp, tekrarlayan verileri her defasında kullanma ihtiyacını ortadan kaldıran sıkıştırma formatları, artık günlük hayatımızın parçası. MP3 ve Sony ve Nokia’nın yardımıyla daha kolay yaygınlaştırılan AAC bunların en popüler halleridir. Bununla yaklaşık aynı paralelde ilerleyen görüntü sıkıştırma teknolojileri – ki bunları ayrı yazılarda daha açıklayıcı bir şekilde anlatacağım – telefonlarımızda izlediğimiz her videoda her canlı görüntü iletiminde karşımıza çıkıyor. Bu sıkıştırmalar olmasa, video ve ses dosyalarının boyutları çok büyük olacak ve bu boyutta veriyi rahatsız edecek şekilde kesinti yaşamadan iletmek için çok ciddi bağlantı hızları gerekecek. Bu sıkıştırma şekilleri çok çeşitli. Her firma veya operatör kendi faydasına uygun sıkıştırma tekniklerini kullanıyor. O yüzden, her sıkıştırılmış görüntü ya da sesin her durumda çalıştırılabilir olması için, bu farklı tekniklerin açma anahtarlarını biraraya getiren codec paketleri ya da içinde çoklu codec barındıran gösterici uygulamalara ihtiyacınız var. Bu uygulamaları, telefonunuza uygulama yüklediğiniz App market ortamlarında medya oynatıcı kategorisinde bulabilirsiniz.

İlerleyen haftalarda bu teknolojilerin bazılarının kesiştiği ev eğlencesi ortamında yer alan cihazlarda neler olduğuna bakacağız. Buna ilk olarak televizyondan başlayacağız.

Güzel bir hafta dileklerimle.

Gökhan DEMİRCİ